MENÜ
Tamer YAZAR
Tamer YAZAR
tameryazar@hataybizimmedya.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 35 defa okundu.

KADİM KENT ANTAKYA... KALBİM HALA ORADA!

Bir gazeteci olarak kendimi anlatırken, "anlatılamayan hikayelerin anlatıcısıyım" diyorum genelde!

Anlatılamayan o kadar çok hikaye var ki...

Susan, susturulan, sindirilen, korkan...

Hele ki, 6 Şubat yorgunu Hatay'da...

Antakya'mda...

6 Şubat depremleri öncesinde hiç geldiniz mi bilmiyorum ama, Antakya, benim için sadece bir şehir değil; ruhumun da bir parçası, çocukluğumun en nadide kokusu, beni ben yapan hikâyelerin hala yaşadığı, nefes aldığı yer...

6 Şubat 2023’te, saat 04'17'de yaşanan deprem, binlerce yıllık taşları, dar sokakları, taş ve ahşap evleri, camileri, kiliseleri, sinagogu, en önemlisi de o sokaklarda hepimizin biriktirdiği anıları da yerle bir etti. “Eski Antakya” denen o kadim bölge; Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı katmanlarının iç içe geçtiği yer, en ağır darbeyi aldı. Yıkım o kadar derindi ki, enkaz altında kalan sadece binalar olmadı, ama bir medeniyetin hafızası, bir halkın aidiyet duygusu da o enkazların altına gömüldü.

Depremin 3. senesini tamamlayacağız, 2026 Şubat'ında ve yara / bere içinde de olsak hala, normalleşiyoruz (!) bir şekilde !

Yeniden inşa süreci başladı, evet... Hatay genelinde binlerce konut teslim edildi, evet... Altyapı onarımları hızlandı, evet... Ama “eski” denen o Antakya’da zaman bambaşka akıyor! Bazı sokaklar yapıldı, caddeler de... Kalanlarsa, hala çok! Eksik de çok! "Daha ne kadar sürer" soruları da çok!  

Bir şeyin farkındayız...

Burada atılan, atılacak her adım, betonarme binaların yükseldiği batı Antakya'dan çok daha hassas bir denge istiyor. Haklısınız, bu kentte bu denli derin bir kültürel mirası korumak ile acil barınma ihtiyacını karşılamak arasında sıkışanların güçlü de bir sabıra ihtiyacı var. Bu yüzden de yıkımın derin izleri hala orada duruyor. Öbek öbek kurtarılmış caddelerin dışında kalan sokakların düne dair kaldırılmış enkazın gölgesinde kalması da bazı evlerin hala ayakta kalma mücadelesi vermesi de bundan.

Binlerce yıllık bir geçmişi olan Antakya’yı Antakya yapan o paha biçilmez katmanları yok sayarsak, geriye sadece, yeniden inşa edilen yeni bir “şehir” kalır, ki o da ne bize ait olur ne de düne...

Sanırım, bunu en iyi bilenlerden biriyim!

Bugün yeniden yapılan yerlerden biri olan, dünyanın ilk ışıklandırılmış caddesinin bugünkü hali, Kurtuluş Caddesi'ndeki gazete ofisine her gün eski Antakya içinden yürüyüp giden ve o dar sokakların taş ve ahşap evlerinin fısıltıları arasında sayısız haber yapan biri olarak, "BİR GÜN YENİDEN" diyenlerden biriyim, hatta bunu tüm kalbimle diliyorum.

O yüzden 'sabır' da diyenlerdenim...

O yıkımın ardından hele ki...

Depremin ardından her bir yana dağılan eski dostlarıma da hep söylediğim gibi, o eski sokakların yeniden nefes alacağı gün, yüreğimizdeki boşluğun da dolacağı gün olacak ve ben, yıllarca o eski kente sırtını vermiş bir kafede içtiğim kahveleri yeniden yudumlayacağım, şehrimin özgür ve mutlu insanlarının koşuşturmacası arasında.

Bu konuda biri demiş ki, "O gün geldiğinde, enkazın altından yükselen sadece Antakya olmayacak, ama yeniden, daha güçlü bir şekilde yeşerecek bir umut olacak."

Ve ben, o umudun nöbetindeyim,

...hem bir Antakyalı olarak, hem bir gazeteci olarak, hem de bu ülkenin yurttaşı olarak!

Köşe Yazıları