6 Şubat'ın Enkazındayım... ADALETİ KAYBETTİM!
6 Şubat depremlerinin ardından inşaatların yeniden yükseldiği Hatay’ın topraklarında, hala o geceyi, saat 04.17'yi fısıldayan soğuk bir rüzgâr esiyor. Adım attığınız her yerde çığlıkların hala duyulabildiği bir şehir burası.. Yakınlarını arayanların "sesimi duyan var mı" bağrışları dolaşıyor, Antakya'da, Defne'de, Samandağ'da, İskenderun'da ve diğerlerinde... Unuttuk mu sanıyorsunuz? Unutmadık! Her sabah, her uyanışta, her nefeste o yokluk var... Çocuklarının son nefesini duyamayan anne babaların gözlerinde hala o karanlık var. Eşini, kardeşini, annesini enkazdan çıkaramayanların ellerinde hala o toz var. Sevdiklerini bugün hala bulamamışların bitmemiş ağıtları var!
Bir de adalet var, yara bere içinde, mahkeme salonlarında nefes olsun istenen...
Bir dosya var,
...Adana Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi'nin, 6 Şubat depremlerinde 68 kişinin hayatını kaybettiği Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ek Hizmet Binası ile ilgili olarak, Hatay Valiliği'nin, eski başhekimler ve eski il sağlık müdürleri hakkında soruşturma izni vermeme kararına yapılan itirazları reddettiği, sonunda da kapatılan bir dosya ! Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesinde, 6 Şubat depremlerinde 269 kişinin yaşamını yitirdiği Rönesans Rezidans davasında yargılanan 3'ü tutuklu 6 sanığın "olası kast" suçundan yargılanmaları için ek savunma alınmasına yönelik taleplerin reddedildiği bir başka dosya daha var, hayatta kalanlarca omuzlanan !
Ben mi?
Hatay / Antakyalı bir gazeteciyim...
Bu yazıyı yazarken, gözyaşımı siliyorum ara ara...
Çünkü okuyorum, bu dosyayı, diğerlerini, hak arayan acılı aileleri...
Bilmiyorum, artık neye inanmamız gerektiğini, ama onlar gibiyim, vazgeçmiyorum...
Evet, bu kent, şehrim, dünde kalan her şey, hala enkaz kokuyor, bu kentin binlercesinin ruhları da hala o kaldırılan enkazların yerinde inadına bekliyor, adalet için onlar da nöbet tutuyor ve yaşananları, onlara yaşatılanları izliyor.. Belki her yerde TOKİ blokları yükseliyor, umut adına, ama o bekleyen ruhlar hiç bir yere gitmiyor, adalet nöbetinden bir an bile vazgeçmiyor, geride kalanlar gibi, sevdikleri gibi ! Onlar, gözleri yaşlı, yüreği yanık ama, vazgeçmiyor ! Acıyı da, öfkeyi de, umudu da taşıyor sırtında, yükü çok ağır, ama vazgeçmiyor !
Haklısınız, en ağır yük, o kapatılan dosyalar...
Dosyalar arasında nefessiz kalan adaletler...
Tek taşınamayan yükse, unutulmak...
Yok,
...biz, unutmayacağız, unutturmayacağız !
Çünkü her yıkık taşta, her boş bakışta, o kayıp canların sesi yankılanıyor, bu şehrin her köşesinde, kaldırılan enkazının her karanlık gölgesinde... Onlar, tek bir şey söylüyor, “bizi bırakmayın" !
Bu yazıyı yazıyorum ama, unutmadım, ne bu kenti bırakıp giden Valiyi, ne de İl Sağlık Müdürü'nü...
Depremin 39. günündeydi galiba... Henüz enkazlar kalkmamışken hatta... Çadır kentler soğuktan titrerken, onlar gidiyordu! Şehir, hastaneler yerle bir olmuşken, bu kentin binlercesi, enkaza dönmüş evlerinin altında kalmışken, onlar gidiyordu! Hatay’ın yaralı bedenine şifa araması gerekenlerin bu gidişlerini mi sorgulamak gerek, yoksa onları, hele ki böyle bir zamanda Ankara'ya çağıranları mı?
Yok, unutmadık...
Asla da unutmayacağız...
Enkaz altında kalan evlatlarının sesini duyamayanlar, cansız bedenlerine dahi ulaşamayanlar, mahkeme salonlarından çıkacak adaletin nefesine sarıldı aylarca... Ve o aranan adalet, bugün çok yorgun, onu arayanlar kadar yorgun.
Bugün, Hataylının yüreğinde kalan bir soru var, o kapanan dosya ile rafa kaldırılmak istenen;
“Bizim acımız bu kadar mı hafif?”
Oysa ki bu kent hala enkaz kokuyor. Bakan gözlerde hala o gece var. Anneler, babalar, eşler, kardeşler hala “keşke”lerle uyanıyor her sabah. Geceden sabaha uykular tutmuyor. Her biri, birer yarım kalmış hikâye... Ve o yarım hikâyelerin üstünde yeniden bir şehir inşa ediliyor bugün. Ama bir eksik var! Çok önemli bir eksik var!
Bu kentin kayıp ruhları adalet istiyor!
Bugün Hatay’a bakan herkes şunu görsün aslında;
Bu kent, evet, bugün yeni haliyle ayakta duruyor, ama dimdik değil! Çok yorgun, çok kırgın, çok öfkeli!
O yüzden de unutmayacağız, unutturmayacağız!
Bir tanesinin de dediği gibi;
"Hatay hala hıçkıra hıçkıra ağlıyor... Ve biz, o gözyaşlarının içinde bir damla bile olsa, o damla için susmayacağız..."