DEM'in Abdullah Öcalan Bağlılığı... MHP'nin 'Kurucu Önder' Söylemi!
Türkiye'de, Kürt kimliğini merkezine alan politikalarıyla bilinen DEM'in, "Abdullah Öcalan'ın iradesi irademizdir" açıklaması ve ülkedeki Kürt nüfusun beklentileri noktasında biriken sorunları, Ankara'nın 'SİLAHLAR SUSSUN' sürecine eklemesi, PKK sorunu ile Kürt sorunu denilen başlığı ister istemez iç içe sokuyor.
DEM'in de istediği bu gibi ama...
Türk Milliyetçiliği noktasında kendini inşa eden ve 40 yıllık terörün ve yarattığı şiddetin, ölümlerin, acıların en sert sloganlarını miting meydanlarında attıran MHP de yıllar boyunca bu nedenle suçladığı PKK lideri Abdullah Öcalan'a yönelik "KURUCU ÖNDER" ifadesiyle, bu süreci güçlendiren bir duruş sergiliyor, garip bir şekilde.
Tüm bunlar olurken, şu an, sanki Türkiye'deki bu başlıkta atılan adımların listesindeki sorunlar bitmiş gibi, DEM yönetimi, Suriye'deki silahlı Kürtlerin yaşadığı son dönem ki sıkıntılar için bu ülkede görüşmeler yapıyor. Bu da eldeki durumu, 'Türkiye-Suriye-Irak' üçgenindeki Kürtlere odaklıyor. Bu durumun, Ankara'daki milliyetçi cephenin şu ana kadar ki politikalarını da zora sokacağını düşünenler çok da haksız değil!
Bugün, buna dair, DEM'in Kürt politikasını eleştirirken, MHP liderinin, Öcalan'a toplumda çok farklı bir paye kazandıran KURUCU ÖNDER ifadesini de aynı eleştiri kalıbı içine sokalım.
O zaman, konunun tam ortasına sorularımızı bırakalım...
Silahları susturmak isteyen sürecin Türkiye'sinde, DEM Parti'nin (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) tutumu, süreci, Suriye ve Irak üçgenine sürükleyerek karmaşıklaştırıyor gibi! Peki, Türkiyeli Kürtlerin, kendi süreçlerini Suriye ve Irak Kürtlerinden bağımsız çözme durumu niye yok gibi? Konu, PKK'nın, her iki ülkede de ciddi bir örgüt altyapısı olmasıyla mı alakalı? Peki, PKK ve Kürtler başlığı tam da bu noktada neden iç içe giriyor? Bu, Öcalan'ın, bu zorlu sürecin liderliğini DEM üzerinden devralmasıyla mı alakalı? Peki, bu bir çok riski içinde barındıran yaklaşım, Türkiye'deki Kürtlerin günlük sorunlarını (eğitim, ekonomi, kültürel haklar) arka plana atıp, İmralı'dan gelen mesajlara endekslemiyor mu hepimizi? DEM yönetiminin, Ankara'nın terör örgütleri listesindeki Suriye'deki silahlı Kürt grupların (SDG ve PYD) sorunları için bu ülkede görüşmeler yapıyor olması, Rojava'yı "umut ve direniş" olarak tanımlaması, ister istemez Türkiye'yi bölgesel bir çatışmanın ortasına çekme anlamına gelmiyor mu? Öcalan'ın siyasi iradesine neredeyse resmi kurumsal bir kimlik kazandırmak, ki 'kurucu önder' sıfatı da buna dahil, ihtiyaç olunan demokratik tartışma alanını daraltmıyor mu? Öcalan'ı "irade" olarak kabul etmek, terör örgütüyle sivil siyaset arasında net bir çizgi çekmeyi engellemiyor mu? Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli'nin Öcalan için "kurucu önder" ifadesini kullanması, bu anlamda hem PKK'ya hem de Öcalan'a siyasi bir irade kazandırmak isteyenlerin eline koz vermiyor mu? Bahçeli ve siyasi danışmanları, bu ifadeyi PKK'nın kurucusu anlamında kullandığını savunsa da, 'kurucu önder' ifadesinin toplumsal algıdaki yerini ve karşılığını ciddi ciddi analiz etmiyor mu? Peki, MHP'nin kendi milliyetçi / ülkücü tabanı, bu 'kurucu önder' ifadesini liderleri gibi kullanıyor mu yoksa sessiz de olsa eleştiriyor mu?
Soruların kalabalığından çıkmak zor gibi, haklısınız!
Sonuçta, hem DEM'in Suriye Kürtleri odaklı, Öcalan bağımlı politikaları hem de MHP'nin çok tartışılan ifadelerle süreci karmaşıklaştırması, Türkiye'yi gerçek bir çözüme yaklaştırmıyor, aksine, başta konan temel başlığa çok farklı başlıklar ekliyor. Hatta öyle bir noktaya geldik ki o 'silahlar sussun' söyleminde, "Kürt sorunu, PKK'dan ayrıştırılmadan çözülemez" halinden, "Kürt sorunu, PKK'dan bağımsız çözülemez"e evrildik neredeyse! İçine düşülen bu çıkmazdan çıkmayı zorlaştıran şey, o yüzden sadece DEM'in irade teslimiyeti değil, ama MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 'kurucu önder' noktasında 'aslında onu demek istemiyorum' dedirten kelime oyunları!
Günün özetinde bana düşen soru oldukça net;
"Silahlar sussun" denilerek başlatılan, Öcalan'ı sadece bir mahkum olmaktan çıkarıp, Kürt siyasetinin sembolik lideri haline getirme potansiyeli taşıyan bu süreç, bugün hala silahlı bir PKK'yı Suriye ve Irak bağlamında da tamamen bitirir mi, yoksa Öcalan'a yüklenen bu kurucu önder ve irade misyonuyla, gelecekte, Türkiye siyasetinde güçlü bir politik aktör haline getirir mi?
Sizce finalimiz ne olur?
Düşünün...