Bir Gazeteci Olarak... SORMAK İSTERDİM!
Türkiye, politize olmuş din algısından politize edilmiş yargıya, hiç bitmeyen tartışmaların coğrafyası… Ben de bu karmaşanın ortasında duran, hala ‘ne oluyor?’ diye anlamaya çalışan bir gazeteciyim ve sorularım var; Erdoğan'dan Valilere, Savcılardan Milletvekillerine...
Siz olsaydınız 'ne sorardınız' bilmiyorum ama, eğer SORMA şansım olaydı eğer;
Cumhurbaşkanı / AK Parti lideri Erdoğan'a sorum şu olurdu:
Bugün, terör örgütü FETÖ diye tabir edilen, bir zamanların HOCA EFENDİ'si Fetullah Gülen yapılanmasına yönelik düne dair bir konuşmanızda, "ne istediniz de vermedik" demiştiniz! Bir şeyi hep merak ettim! O günün şartlarında, ne(ler) istediler?
-
İkinci sorum, şehrim Hatay'a dair...
Rahmi Doğan, 6 Şubat depremleri sırasında Hatay Valisi'ydi ve deprem sonrası istifa edip, AK Parti'den milletvekili aday adayı oldu, ama seçilemedi! Bir süre Ankara'da kaldı, ardından da Sakarya Valiliği'ne atandı.
Ona sorum; bir yurttaş, bir depremzede, bir gazeteci olarak şu;
Deprem enkazında binlerce Hataylı can verirken, binlerce bina enkaza dönerken, binlercesi yaralıyken, ilk 3 gün yardımların koordinasyonu da organizasyonu da sınıfta kalırken, siz, neden valilik koltuğunu bırakıp, böyle bir zamanda milletvekilliği peşine düştünüz? Geride bu şekilde bıraktığınız Hatay için hiç vicdan azabı çektiniz mi? Sizden bu konuda bir açıklama bekleyenlere dönüp de bir şeyler söylemek isteseydiniz, şu an neler derdiniz? Pişman mısınız?
-
Türkiye'den kaçtığı dönemde, ABD'nin Pennsylvania eyaletindeki çiftliğinde onu ziyaret eden siyasiler, gazeteciler ve milletvekillerinden oluşan kalabalıkla sık sık fotoğraflar çektiren Fetullah Gülen için soralım, onunla tek bir kareye girebilmek için neredeyse kavga edenlere...
Gülen'in, o dönemki gücü ve ülkedeki itibarı doğrultusunda, çekilen bu fotoğraflar ve yan yana verilen pozlar, ülkede bir yerlere gelmek için birer referans niteliğinde miydi? Gülen ve sözde cemaati sayesinde makam, iş ve güç sahibi olanlar, ona olan hayranlıklarını ekranlardan çekinmeden ifade edenler, ülkeye ve insanına tam da bu noktada verdikleri zarar için TEK TEK bir adım öne çıkıp özür dilediler mi, yoksa o çok tartışmalı dönemin onları taşıdıkları makamların ve koltukların keyfi daha mı ağır bastı?
-
Sıradaki sorum, Hatay'ın bugünkü Valisi, Mustafa Masatlı'ya...
6 Şubat depremlerinin ardından, Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 'depremde sorumluluğu olabilecek kamu görevlilerinin soruşturulması' talebini neden aylarca beklettiniz ve işleme koymadınız? Yaşanan depremde, sevdikleri dahil her şeylerini kaybetmiş ve bugün hala o günlerin travmasını yaşayan acılı bir kentin Valisi olarak, bu konuda sizi eleştirenlere, en azından, "Evet, Savcılık talebini işleme koymadım, çünkü..." diye başlayan bir cümle borçlu olduğunuzu hiç düşünmediniz mi?
-
Ve gelelim, açlık ve yoksulluk sınırı altında hayata tutunmaya çalışan milyonlara, ama en çok da bizi temsil edenlerin Ankara'sına, TBMM'sine!
Emekli maaşının 20 bin TL olduğu bir ülkede, 177.658 TL milletvekili emekli maaşı alan hiçbir sağcı, solcu, milliyetçi, İslamcı, demokrat, vicdan azabı çekmiyor mu? TBMM lokantasında yüzlerce çeşit yemeği maliyetinin çok altında yiyen bu vekiller, ucuza yemek çıkartan kent lokantalarıyla sıkıntıları azaltılmaya çalışılan halkın yoksulluğunu görünce rahatsız olmuyor mu?
-
Bir depremzedeyseniz eğer, sorularınızın 6 Şubat'a takılmaması çok zor!
Bu defaki sorum, depremin hemen ardından, her şeylerini kaybetmiş bizlere 'EŞYA YARDIMI' sözü veren, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya, Hatay'ın bugün hala Milletvekili olan iki ismi, Hüseyin Yayman'a ve Adem Yeşildal'a...
Ülke tarihinin belki de en büyük deprem felaketini yaşamışlara verdiğiniz bu sözün üzerinden 3 sene geçti, ama, ne bu söz bir daha gündeme geldi, ne de o sözün umudunda bugün çaresizlik yaşayanlara buna dair bir sebep verildi! Peki, verdiğiniz, ama tutmadığınız, bizlerin de hiç unutmadığı o sözü rafa kaldırmak, bu kadar mı kolaydı?
-
Depremle devam edelim...
26 Ekim 2023’te DEM Parti’nin, 23 Ocak 2024’te İYİ Parti’nin, 4 Şubat 2026’da yine DEM Parti’nin, ‘kayıp yurttaşlar ve depremin bütün sonuçları araştırılsın" diyen önergelerine 'EL' kaldırıp 'HAYIR' diyen Milletvekilleri, vicdanınız, 11 deprem kentinin izlediği bu oylamada sizi hiç mi rahatsız etmedi?
-
Ankara'dan devam edelim...
AKP, CHP, DEM ya da MHP! İsimler üzerinden ilerlemeyeceğim ama... Sadece 1 dönemle kalmayıp, 4-5 dönemdir TBMM'de Milletvekilliği yapanların Türkiye'sinde, bu isimler; halk için, devlet için, ülke için, partileri için nasıl bir 'vazgeçilmez' hizmet savaşı içinde ki, bu kadar tercih ediliyorlar, her sene istisnasız Ankara'ya taşınıyorlar?
-
Ve son sorum, kendi şehrimin, Hatay'ın gazetecilerine!
Bu kentin iktidar Milletvekillerine, verdikleri 'EŞYA YARDIMI' sözünü kaç kere sordunuz? Bu konuda ne kadar ısrarcı oldunuz? Bu soruyu kaç kere manşetlerinize çektiniz? Şehrin Başsavcısı, deprem ve adalet beklentisinde olanlar için Hatay'ın Valisine 'soruşturma' talebi verdiğinde ve bu talebe karşılık verilmediğinde, adalet geciktiğinde, bu Savcılık talebini kaç kere gündeme aldınız, bu soruyu kaç kere Valiye yönelttiniz? Deprem zamanı, bu kenti gerisinde bırakan diğer Vali için, gittiği şehirde, bu süreci oradaki gazeteciler kaç kere sordu? Sahi, hiç sordu mu? Soramadı mı? Peki, neden soramadı?
Haklısınız, sorulamayan daha çoook soru var...
Peki, alınamayan kaç cevabımız var?