MENÜ
Tamer YAZAR
Tamer YAZAR
tameryazar@hataybizimmedya.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 63 defa okundu.

SOSYAL MEDYADAYIM...ANTAKYA, GERÇEKTE NASIL?

Sosyal medyanın Türkiye'si çok renkli!

Bitmeyen partiler / kutlamalar / mükellef masalar, üflenen doğum günü pastalarının bol hediyeli fotoğraf kareleri, birlikte yenen şarkılı / türkülü yemekler, sıra dışı tatiller, cüzdanı bol alışverişler, atılan tok kahkahalar, dinmeyen mutluluklar, su gibi akan bir para, herkesin çok yakışıklı ve çok güzel olduğu haller, tüm sorunların ötelendiği başka bir gazegende yaşayanlar, yarını hiç düşünmeden bugünü tüketenler...

Ama ben bugün Antakya'dayım, kendi şehrimdeyim ve diyorum ki;

"Anlaman için yaşaman lazım" dediğimiz 6 Şubat 2023'ün Antakya'sının sosyal medyasının bir bölümü de çok farklı değil!

O 'bir bölüm' denen ve çokça da resmi kurumsal kimlikli hesaplardan paylaşılanlar, koca kentin ufacıcık bir noktasında yapılandırılan Gastronomi Çarşısı'nın etkinliklerini veriyor mesela. Burada yapılan festivallerle bir araya gelenlerin mutlu mesut fotoğraflarını paylaşıyor. Alınan yeni coğrafi işaretlerle, Hatay'ın Türkiye'de ilk 3'e girişini kutluyor hatta! Ve tabi, depremin ardından başlayan inşaat çalışmalarının assolisti haline gelen Atatürk Caddesi'nin görüntülerini veriyor sıklıkla. Burada açılan bir iki dükkanla beraber 'normalleştik' mesajlarını paylaşıyor. Belediyeler zaten hep çok çalışıyor!

Haklısınız, hepsi birer umut ama...

Normalleşmedik!

Hala normalleşemedik!

Ceplerimiz bu kadar boşken hele ki...

Depremin ardından on binlerin yerleştiği konteyner evlere hala bir nokta koyamadık. Bu minik yaşam alanlarında neredeyse 4 senelerini geçirenlere yarına dair bir umut veremedik. Depremin hemen ardından, her şeylerini yitirmiş depremzedelere 'yanınızdayız' diyen ve eşya sözü verenlerin tutulmayan o eşya sözünün yarattığı hayal kırıklığını hiç bir zaman sorgulayamadık, hesap bile soramadık, hatta bu sözün sahiplerine soru bile soramadık.

Zaten onlar da cevap bile vermediler!

Gerçeğimiz mi?

Yollar hala her kış çamur.

Kiralar, ödenemeyecek kadar yüksek.

Teslim edilen evler ya çok küçük ya da sorunlu.

Küçük esnaf, para kazanmaktan çok, geçim derdinde.

Eskinin mahalle kültürünü arayanların eli de avucu da boş.

Anlayacağınız, anlatacak çok şey var ama, bana yazan bir depremzedenin de dediği gibi;

"Bir 'nasılsın' lafına hüngür hüngür ağlayacak haldeyim! Sormayın zaten! Kötüyüm! Anlatmamı da istemeyin! Anlatmayı bırakalı çok oldu! Hepiniz haklısınız! Bir ben haksızım... En güzelini Sabahattin Ali söylemiş aslında, hepimiz için söylemiş; Demiş ki; Canım çok şey anlatmak istiyor ama, yorgunum. Beynim yorgun, bedenim yorgun, bunca şeyi affeden kalbim bile yorgun. Heveslerim yorgun, iyimserliğim yorgun, konuşarak anlaşmaya olan inancım bile yorgun.' O yüzden, Antakya'daki birine 'nasılsın' diye sorduğunuzda, onu uzun uzun dinlemeye hazır olun. Çünkü hepimizde o kadar çok şey birikti ki, birikenler yüzünden o kadar ağırlaştık ki... Her adımda sanki biraz daha batıyoruz bu şehirde! Normalleşiyormuşuz? Biri o normalleşmeyi önce kalbime, sonra da hep boş olan cüzdanıma, cebime anlatsın! Çünkü ilki, tüm sevdiklerini kaybetti, ikincisi ise 'yeniden' başlamak istese de, gücü yok, imkanı yok, umudu hiç yok!"

Anlayacağınız,

...siz, sosyal medyada yaşadığımız bu iki hayatın neresinde duruyorsunuz bilmiyorum ama, ben, bana 'her şey yolunda' diyende değilim!

Çünkü hemen her gün bana yazanlardan biliyorum. Konteyner evlerinden yazanlardan biliyorum. Geçtikleri evlerine alamadıkları eşyalar yüzünden yaşadıkları sıkıntıları yazanlardan biliyorum. Her gün, dükkan darabasını sadece o günü bitirmek için açan esnaftan biliyorum. 6 Şubat'tan sonraki hayatını sıfırdan kurmanın zorluğundan çıkamamışlardan biliyorum. Ona 'yanındayım' diyen kendi şehrinin Milletvekillerinin onu terk edişini soramamışların öfkesinden biliyorum.

Bazen, bildiklerimi yazmak istiyorum.

En çok da beni yönetenlerin sosyal medya hesaplarına...

Yok, yazamıyorum!

Yönettikleri şehrin insanlarına kendini kapatan o sosyal medya hesaplarına ulaşamıyorum. Çünkü biliyorum! Kendilerini bize niye kapattılar, biliyorum! Onlar da biliyor; şikayetlerimizi, biriktirdiklerimizi, biriktirdiklerimizin ağırlığını ve... Yok, duymak istemiyorlar! Bunu da çok iyi biliyorum!

En kötüsü de bu mu?

Belki...

Köşe Yazıları