Eski HASİAD(Hatay Sanayici ve İş İnsanları Derneği) Başkanı Murat Hayzaran, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada;

"Türkiye’nin Üreten İnsanlarına Sahip Çıkmak Zorundayız."Dedi.
Hayzaran,açıklamasına devamla şu ifadelere yer verdi:
"Türkiye’de sanayicinin, esnafın, çiftçinin ve üreticinin bugün yaşadığı sorunları sadece ekonomik verilerle açıklamak bana eksik geliyor.
Çünkü burada mesele yalnızca kredi faizi, kur baskısı, ihracat maliyeti ya da yatırım iştahı değil. Asıl mesele, bu ülkenin üreten insanlarının ayakta kalıp kalamayacağı meselesidir.
Bugün sanayici pahalı finansmanla mücadele ediyor. Krediye ulaşmak zor, ulaşılan kredinin maliyeti ise üretim yapmayı, yatırım planlamayı ve istihdamı korumayı ciddi şekilde zorluyor. Böyle bir ortamda üreticiden hem ayakta kalmasını hem yatırım yapmasını hem de dünya ile rekabet etmesini beklemek kolay değil.
Deprem bölgesinde ise bu tablo çok daha ağır yaşanıyor. Hatay başta olmak üzere 6 Şubat depremlerinden etkilenen şehirlerde yalnızca binalar yıkılmadı; ticari hayat, işgücü düzeni, küçük sanayi, esnaf kültürü ve üretim hafızası da ağır yara aldı.
Bu nedenle deprem bölgesine bakarken meseleyi sadece konut ve altyapı olarak görmemek gerekir. Küçük sanayi siteleri, fabrikalar, atölyeler, tarıma dayalı sanayi işletmeleri ve esnaf yeniden güçlenmeden, o şehirlerin gerçek anlamda ayağa kalktığını söylemek mümkün olmaz.
Benim özellikle önemsediğim konulardan biri de tarıma dayalı sanayidir. Çünkü tarladaki üretici ile fabrikadaki sanayici birbirinden ayrı dünyaların insanı değildir. Çiftçi üretmezse sanayi hammadde bulamaz. Sanayi işlemezse çiftçinin ürünü değer kazanamaz. Lojistik, ambalaj, ihracat ve perakende de bu zincirin devamıdır.
Bu yüzden “üreten toplumdan tüketen topluma dönüştük” eleştirisini sadece bir yakınma olarak değil, ciddi bir uyarı olarak görmek gerekir.
Türkiye’nin ihtiyacı; üreticiyi, sanayiciyi, çiftçiyi, bankacılık sistemini ve tüketiciyi aynı masada buluşturan ortak bir akıldır.
Bu süreçte bankacılık sektörünü, sanayiciyi, çiftçiyi veya tüketiciyi karşı karşıya getiren sert bir dilin çözüm üretmeyeceğini düşünüyorum. Her kesimin kendi gerçekliği, riski ve yükü var. Önemli olan; bu tarafları birbirinden koparmadan, üretim zincirinin tamamını güçlendirecek ortak ve dengeli bir yaklaşım geliştirebilmektir.
Bugün sormamız gereken soru bence şudur:
Bu ülkenin üreten insanlarını nasıl ayakta tutacağız?
Deprem bölgesini, sanayiyi, tarımı, finansmanı ve ihracatı birbirinden kopuk başlıklar olarak değil; Türkiye’nin üretim kapasitesinin parçaları olarak görmeliyiz.
Çünkü üreten insan ayakta kalırsa şehirler de ayağa kalkar.
Üreten toplum güçlü olursa, Türkiye de güçlü olur."Dedi.