MENÜ
Tamer YAZAR
Tamer YAZAR
tameryazar@hataybizimmedya.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 22 defa okundu.

SDG VE SURİYE... PKK VE TÜRKİYE...

Türkiye'nin terör örgütleri listesinde yer alan Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) komutanı, Ankara'nın 28 Ekim 2015’ten bu yana kırmızı bültenle aradığı Mazlum Abdi, 25 Ağu 2026 tarihinde Şam'da düzenlediği basın toplantısında, örgütün feshini ilan etti, bundan böyle, Kürtlerin haklarını anayasal güvenceye almak için siyasi mücadele vereceklerini söyledi.

Haberi ilk okuduğumda, ne yalan söyleyeyim, DEM ve PKK kanadının söylemleri ve beklentileri geldi aklıma. Hatta, 27 Ağustos 2026 tarihli, 164 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Suriye Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atanan Abdi'nin Şam'da elde ettiği bu resmi kurumsal makam koltuğuna şaşkınlıkla bakan Ankara'nın yeni yol haritasının yolcularını düşündürttü.

Şaşırtıcı ama, Abdi ve SDG'nin beklenti listesi, DEM ve PKK kanadının beklenti listesiyle neredeyse aynı!

Kürtlerin Suriye’nin kurucu unsurlarından biri olarak tanınması. Kürt kimliği, Kürtçe ve kültürel hakların yeni anayasada güvence altına alınması. Anayasa hazırlık komisyonunda Kürt temsilcilerinin yer alması. Daha önce Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle verilen hakların (Kürtçenin ulusal dil statüsü, Nevruz’un resmi tatil olması, vatandaşlık düzenlemeleri, Kürtçe eğitim) anayasal hale getirilmesi.

Her iki tarafta da, “silahlı özerklik/ayrılık yerine, devlet içinde siyasi mücadele ve anayasal güvence” çizgisi hakim. Abdi’nin, “ayrı yapı değil, kurucu unsur olarak katılım” söylemi, Öcalan’ın son dönem “demokratik toplum / devlet istemiyoruz” vurgularıyla fazlasıyla örtüşüyor.

Abdi'nin, “Suriye’den ayrı bir yapı kurmak değil, kendi kimlikleriyle Suriye’nin parçası olmak ve kazanımları anayasal güvenceyle genişletmek” söylemi ise iki ülkede sürdürülen ve birbirinden kopuk gibi görünen süreçlere dair PKK ve uzantılarının aslında ortak hareket ettiğine dair iddiaları biraz daha netleştiriyor.

Bir şeyin altını özenle çizelim!

Ankara'nın terör örgütleri listesinde yer alan bir örgütün kırmızı bültenle aranan isminin, Suriye'de Cumhurbaşkanı Danışmanı gibi önemli bir makama atanması, bahse konu sürecin yumuşama ve entegrasyon aşamasının somut göstergelerinden biri belki ama...

DEM ve PKK nezdinde de böyle beklentiler yok değil!

Tam da bu bağlamda, bölgedeki bu son gelişmelerin orta yerinde duran, ABD'nin Ankara Büyükelçisi, aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye Özel Temsilcisi de olan Tom Barrack'ın, X hesabından, Şam'daki sürece dair, "Gerçek entegrasyon işte böyle görünür! Kazananlar ve kaybedenler değil, farklı görüşlere sahip eski tarafların, Suriye'yi güçlendirecek diplomatik çözüm için bir araya gelmesi..." diye yazması, Washington'un kafasındaki Suriye yol haritasına ve bu gelişmeleri yakından izleyen Türkiye yol haritasına dair farklı soruları gündeme taşıyor.

Sanırım, tüm o soruların 'ACABA' noktasını berraklaştıran şey, "İmralı'nın iradesi irademizdir" söylemine sahip çıkan DEM'in Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın, 6 Eylül 2026’da Ankara’da yapılan, partinin 5. Olağan Büyük Kongresi’nde "Türkiye’yi yönetmeye talibiz” demesi!

Peki, oy oranı genellikle yüzde 8-11 bandının ötesine çıkamamış bir DEM'in bu 'YÖNETME' iddiasına Abdullah Öcalan'ın katılması olası mı?

Aslına bakarsanız, 'HAYIR'!

Sürece dair dinamikleri çok farklı bir Suriye ile Türkiye gerçeğinde, Abdi modeli, Öcalan’a taşınmaz, ki taşınırsa da bunun siyasi bedeli, bu bedeli ödeme konusunda ısrarcı olanlar için çok ağır olabilir.

Her ne kadar MHP lideri Devlet Bahçeli, “Öcalan, umut hakkına kavuşmalı” dese de, DEM ve PKK tarafı da sürecin ilerlemesi için Öcalan’ın “özgürce yaşayıp çalışması” gerektiğini savunsa da, bu, çok zor. Bilmeyenler için söyleyelim... Umut hakkı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, ağırlaştırılmış müebbetlerde, uzun süre sonra (genelde 25-36 yıl) koşulların gözden geçirilmesi anlamına gelir, ama bunun anlamı hemen tahliye de değil.

Günün özetinde,

...Türkiye ve Suriye bağlamında, ABD'nin de içinde olduğu bölgesel bir süreç yaşanıyor ve bu yaşananların sancıları da daha uzun bir süre devam edecek gibi, ama bunun oldukça sancılı bir 'doğum'  hali olduğunu düşünecek olursak, istisnasız her kesime ciddi sorumluluklar düşüyor.

Haklısınız,

...Türkiye ile Suriye, PKK ve SDG yolculuğunda aynı anda yürüyor gibi görünüyor olabilir, ama değiller! Abdi’nin Şam'daki koltuğu, Esad sonrası yenilenen ülkedeki entegrasyonun açık bir fotoğrafı. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da kalması ise Türkiye’nin kırmızı çizgisinin açık bir fotoğrafı.

Bu iki fotoğrafı yok sayanlar kadar, her adımı zafer sananlar da sorumluluklarını bir an önce hatırlasa iyi olur! 

Köşe Yazıları