LÜTFÜ SAVAŞ SUSTU, SUSTU.... BİR KONUŞTU, PİR KONUŞTU....
107 yıllık CHP tarihinin en fırtınalı politik kırılmasının mimarlarından, Hatay'ın deprem dönemi CHP'li Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş'ı, bir TV kanalında gazetecilerle konuşurken izledim, ama parça parça, sosyal medya üzerinden. Her bir parçayı defalarca ve defalarca izledim, her izlediğimde de "bu adama ne olmuş" dedim dürüstçe.
Mutlak Butlan davasının karar açıklamasına kadar hep sustu, hatta sonrası bile ortalıkta yoktu, ki o dönem bir yazıma da yansımıştı "Savaş nerede" sorusu, "kazandı ama yok" sorgusu!
Bunca zaman suskunluğunun acısını mı çıkartıyor bilemedim ama,
...şahit olduğum konuşmalar, beklediğim konuşmalar değil!
Haklısınız, dediklerinde duralım biraz..
Savaş'ın en dikkati çeken suçlamaları, Özgür Özel'e dair. Ama ne geçmiş CHP liderliğine dair ne de uygulamadaki yanışlarına, ama çok daha derine inen hallerine dair.
O zaman, gelsin o ilk kısım;
"Şeyh uçmaz müritler uçurur! Ben bu kadar söyleyeyim... Yani, arkanızda hangi güçler varsa, onlar sizi uçurur. Sayın Özgür Özel'in, genel başkanlık yapacak ne kapasitesi var ne de o yolları aşacak gücü var. Bu kadar net. Bunu, istihbarat birimlerimiz benden daha iyi bilir!"
Şimdi gelelim, LÜTFÜ SAVAŞ NE DEMEK İSTEDİ kısmına...
İddiası ÜSTÜ KAPALI da olsa, Özgür Özel'in politik olarak aldığı aşamayı bir takım güçlere bağladığını hepimiz anladık anlamasına da, böylesi ciddi bir iddiayı Türkiye'nin istihbarat birimlerinin bildiğini, ama müdahale etmediğini mi söylüyor, Savaş?
Özgür Özel'in CHP'deki yükselişine omuz veren o mürit denenler, madem Türkiye istihbarat birimlerinin bilgisi ve kontrolü altında olanlar, ortadaki suç tam olarak ne?
"Bunu, istihbarat birimlerimiz benden daha iyi bilir" noktasında, Özgür Özel'in partideki yükselişine bile isteye kapı açıldı, öyle mi?
Savaş, Özgür Özel'i uçuran o güçler noktasında kimi ya da kimleri kastetmiş çok bilemedik ama, Türkiye'deki istihbarat birimlerini de zan altında bırakmamış mı, farkında olmadan?
Bir de, "Özgür Özel'in, genel başkanlık yapacak ne kapasitesi var ne de o yolları aşacak gücü var" demiş ya Savaş, peki o olmadığı iddia edilen kapasiteyi tamamlayan ve omuzlayan da o müritlerse eğer ve olan biten de Türkiye'nin istihbaratı tarafından biliniyorsa, aynı iddia başlığında, buradaki suç, aynı zamanda bile isteye paylaşılan bir suç olmuyor mu?
Konumuz, DERİN DEVLET meselesi mi yine?
Sizi bilmem ama, neresinden tutsanız elinizde kalan bir suçlamalar zinciri bu, Sayın Savaş, ki "DELİLLERİM VAR, İŞTE BUNLAR DA O DELİLLER" diyecekseniz, işin rengi değişir!
Gelelim, Savaş'ın bu defa AK Parti'ye uzanan, Bülent Arınç'a dokunan 15 Temmuz suçlamasına...
"O (Bülent Arınç), bu arkadaşlara (İmamoğlu ve ekibini kastediyor sanırım) çok sahip çıkıyor. Sayın Bülent Απης, Devlet Bakanıyken, Anadolu Ajansı'nın da başıydı. Anadolu Ajansı, 15 Temmuz sonrası boşaltıldı. Niye boşaltıldı, ona bakmanız lazım! Bu iş için çok istihbarati bir bilgiye ihtiyaç yok. Kim kimle kol kola, önceki zamanlarda kimleri kollamış, onlara bakmanız gerek. Anadolu Ajansı ile anladınız sanırım ne demek istediğimi! Orada, 15 Temmuz sonrası kimse kalmadı!"
Adını vermese de, konu, FETÖ başlığında ve hatta çok öncesinde, Fetullah Gülen Cemaati / Hoca Efendi sürecinde ilerliyor.
Suçlamalar çok ağır...
Bülent Arınç'ın, İmamoğlu ve onu destekleyen CHP'li kimlikleri neden desteklediğine dair kafalarda oluşan / oluşturulan sorular, bu konuşmanın devamında, İmamoğlu'nun 11.5 yıl Samanyolu TV'de görev yapmasına ve İmamoğlu'nun babasının bu süreçte kurulan okullardan birinin sahibi olmasına kadar gidiyor.
Suçlamalar hem Bülent Arınç'ı hedef alıyor, hem devletin resmi kurumsal haber ajansı olan Anadolu Ajansı'nı hem de AK Parti'nin kendisini. Merak edilen cevap ya da cevaplar hepsinden tek tek mi gelir bilmiyorum ama,
...bir konuda netim!
Lütfü Savaş, sustu/sustu/sustu ama... BİR KONUŞTU PİR KONUŞTU!
Peki, eteğinden dökülen taşları kim toplamak ister?