MENÜ
Tamer YAZAR
Tamer YAZAR
tameryazar@hataybizimmedya.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 19 defa okundu.

Kutsallığın Vaazı... Bir Kadın, Iki Hikaye!

Okuyanlar, "ikinci bir kitap gelir mi" diye çok sordu bana ama, ben, daha ilkinde bile istediğim hasadı yapamadım!

Yok, konu para değil, hatta hiç değil! Konu, kitabın, kadın hikayelerinin sahneye ya da perdeye aktarılması.

Aslında, pandemi öncesi, kitabımın ikinci hikayesine dair bir çalışmamız vardı ama, öyle bir salgın yaşadı ki dünya, ne dışarı çıkabildik ne çalışabildik. Eldeki hikayenin başlamadan biten sahne hikayesinin üzerine de perde indi, tiyatro kapandı. Ardından, bir New York planımız oldu, ama o da 6 Şubat 2023 depremleriyle enkazın altında kaldı.

Anlayacağınız, İngiltere'de eğitim için bulunduğum sırada başladığım, Türkiye'de bitirdiğim kitabım ve ben, karşılıklı "BİR GÜN İNŞALLAH" demeye devam ediyoruz!

Asıl komiği de, Kültür Bakanlığı üzerinden bandrolünü aldığım kitaba konu olan iki kadının kendi açmazlarını anlatırken resmettiğim kitap kapağındaki o dört yol ayrımlı çizimi "BU HAÇ DA NE" diyerek, kitabı okumayı ve değerlendirmeyi reddedenler... :)

Onlardan sonra ben de gördüm, "Aaaa gerçekten de haça benziyormuş" diye!

Gülüyoruz ağlanacak halimize de, gerçekten de güleceğimiz zamanlara da ihtiyaç var gibi...

Niye mi yazdım bu kitabı?

En yakınımda bile şahitlik ettiğim kadına şiddet hikayelerinin kalabalığıydı belki de neden! Yaşanan şiddetin kurbanı olan kadın hikayelerinin bu kadar kolay rüzgara savrulup yok olduğu bir ülkede yaşamanın ağırlığıdır ya da! Her 8 Mart'ta, sokaklara, kendi günlerinin yorgunluğu ve ağırlığı altında çıkan kadınların o gün bile özgürce o yorgunluğu ve ağırlığı haykıramadıkları içindir hatta!

Sahneye konması için bir dönem hazırlığını yaptığımız hikaye ise Türkiye'den! Adı, Kader olan bir kadını anlatıyor. Köyünden şehre uzanan mutlu mesut hikayesinin çocukluk ve gençlik hikayesini, İstanbul'un yoksulluğa çamur gibi batmış gecekondu bölgesinden çıkartamayan Kader'in hikayesini anlatıyor.

En çok da,

...ayakta kalma çabasını!

...yokluğa dair savaşını!

...biten bir sevgiyi!

...şiddeti!

İlk hikayede anlatılan Kate de ikinci hikayenin kurbanı Kader de aslında çok şeyi fısıldıyor!

Çünkü Türkiye gibi bir çok ülkede, kadına yönelik şiddet, yalnızca dayak, hakaret ya da ölümle sınırlı kalmıyor, ama evin içinde, sokakta, medyada her gün yeniden üretilen bir sessizlikle de büyüyor, büyütülüyor. Her 8 Mart’ta o sessizliğe “hayır” diye haykıran, haykırmaya çalışan kadınlar mı? O gün bile tam anlamıyla özgür değiller. Sesleri; kocaları, eşleri, sevgilileri, aileleri tarafından sonlandırılan kadınlar için yürürken, bir yandan da tehdit ediliyorlar, yargılanıyorlar ve “abartıyorsunuz” diyen bakışlarla yalnız bırakılıyorlar. Şiddet, sadece bedene değil, kelimelere, cesarete ve direnişe de yöneliyor. Kadınlar, sevgisizliğe ve şiddete mahkum edilmeyen bir yaşam için savaşırken, o savaşın kendisi bile çoğu zaman yeni bir şiddet biçimine dönüşüyor.

Ve en acısı da şu ki,

...onlar, her yıl aynı meydanlarda aynı acıyı haykırırken, birçoğu hala o haykırışı bile özgürce, korkusuzca tamamlayamıyor.

Kutsallığın Vaazı da, Kate de, Kader de, sanırım, tamamlayamayanların hikayesi!

Kim bilir, belki de okundukça tamamlanacak onlar da...

Okundukça duyulacak çığlıkları...

Yazar Audrey Geraldine Lorde'nin dediği gibi;

Sessizliğin seni korumayacak!

İyi okumalar...

Köşe Yazıları