KILIÇDAROĞLU: 1(?) - ÖZEL: 0(?)
Geçen gün, Özer Sencar (MetroPOLL Araştırma'nın kurucusu), Nisan ayına dair bir anket paylaşmış,
...107 yaşındaki CHP'nin Genel Merkezi henüz biber gazlı polis müdahalesine uğramamışken! Mutlak Butlan davasının sonucu, tahmin kalabalığı içinde final yapmayı beklerken! 'Sonuna kadar direneceğiz" diyen Özgür Özel'in, "CHP'yi teslim etmeyeceğiz" sloganları arasında parti genel merkezi kapısına yığınak yapacağı aklımızın ucundan bile geçmemişken! Kılıçdaroğlu'nun Ankara'daki emeklilik ofisinin zaten malum sebeple kurulduğunu, ama ısrarla da "bu kadar da değildir" demeye devam ederken! Erdoğan'lı AKP'ye 13 seçimde yenilen Kılıçdaroğlu'na rağmen partiyi ilk kez AKP'nin önüne taşımış bir ekibin parti içinde böylesi bir iç savaşın kurbanı olacağını asla düşünemezken! CHP'li belediyelerdeki yolsuzluk soruşturmaları ve kayyum atamaları arasında yolun sonunun buraya varacağını hiç hesaplamamışken!
Tabloya göre;
"Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP'ye oy veririm" diyenler %21,4. "Özgür Özel'in kuracağı yeni partiye oy veririm" diyenler %34,7. "Hiçbirine oy vermem" diyenler %40,7 ve tabi kararsızlar... Onlar da %3,2.
Açık ve net, eldeki tabloda, 'her şeye rağmen Kılıçdaroğlu'nu geçmiş bir Özgür Özel' varmış gibi dursa da, burada kazanan hiç kimse yok aslında, ama kaybeden bir CHP var, ki bu rakamlar da o kaybeden CHP'nin bölünmüş seçmeni üzerinden oluşmuş rakamlar.
Ülke olarak 'mağdur' edebiyatını da 'mağdur' edilenlerin hikayesini de sever, hatta o hikayeye ve hikaye sahibine de oy verenleriz de, burada aynı şey Özgür Özel için de geçerli olur mu, bilmiyorum! Sanırım, eldekini yönetme becerisi belirleyecek bunu da. Kılıçdaroğlu cephesinde kimse kusura kalmasın ama, eldeki de oldukça etkileyici bir başlangıç yaptı! Polis müdahalesi sonrası sağanak yağmurun altında sırılsıklam olmuş bir Özgür Özel'in o çaresiz hali, hem Türkiye sosyal medyasında hem de uluslararası medyada en çok izlenen ve tıklanan görsel ve video oldu. Hatta bir dönem Kemal Kılıçdaroğlu'nun 'adalet yürüyüşüyle' bile kıyaslandı.
Tam da bu noktada,
...yorgun düşmüş, politik olarak cephelere bölünmüş, seçmen tabanı bağlamında 2 lider arasında sıkışmış, birbirini suçlayanların kalabalığında etrafına şaşkın gözlerle baka kalmış bir CHP'nin varlığı AKP için bir avantaj mı ve böylesi bir ortamda 'baskın' bir seçim yapar mı, düşünür mü bilmem ama, Erdoğan için "ülkeyi bunlara mı emanet edeceksiniz" söylemi için en uygun zaman dilimindeyiz.
Peki, bu zaman diliminin kazananı gibi görünen Kılıçdaroğlu ne durumda?
Dürüstçe, Ankara'daki emeklilik ofisinin ilk açılışından bugüne çizilen yol haritasında gelinen final, artık hiç kimse tarafından kontrol altına alınamayacak kadar etrafa saçılmış durumda. Mahkeme kararıyla CHP'ye liderlik yapması beklenen Kılıçdaroğlu'nun, parti tarihinin belki de en karanlık sürecinde Avukatı aracılığıyla Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bir dilekçe yazarak, CHP Genel Merkezi'nin kendilerine teslim edilmesini talep etmesi sonrası özellikle de...
Sonrasında olanlar hepimizin malumu!
Yok, kimse unutmayacak!
Plastik mermi de kullanan polisin zoruyla açılan kapıları, kullanılan biber gazını, içeriye sıkılan gazla beraber dışarıya çıkarılanların halini, Genel Merkez ana kapısına yığılan eşyalarla verilen çatışmalı görüntüyü, müdahale sonrası CHP binasında oluşan zararı ve tüm bu fotoğraf karelerinin bir köşesindeki, "yerel seçimlerde birinci çıkan ve daha önce hiç alamadığı pek çok belediyeyi kazanan CHP" gerçeğinin bir anda kaybolup gidişini...
Peki, ne olacak?
CHP'nin en son yaptığı 3 farklı kurultayda delegelerin oylarıyla seçilmiş olan Özgür Özel, Pazar günü genel merkez binasından polis zoruyla çıkartılmasına rağmen, halen milletvekili ve seçmenlerin çoğunluğunun desteğine sahipken, ne olacak? Ülkedeki adaletsizlik için 'adalet yürüyüşü' yapan, ama eldeki hukuki sonucu da kendi adına adil kabul edip liderlik koltuğuna oturan, kendi adına yarattığı güç savaşında da 1-0 önde gibi gözüken Kemal Kılıçdaroğlu'nun, bu bölünmüşlükte çıkacağı 14. seçiminde Erdoğan'a karşı hali ne olacak?
Sahi, CHP'lilerin tercihi hangi CHP olacak?
Ben mi?
Benim oyum mu?
Parti iradesini ve Kürt realitesini PKK lideri Abdullah Öcalan'a teslim etmiş bir DEM'e asla oy vermeyeceğim! Yarım asırlık ömrümün en pahalı ülkesini yaratan, demokratik ilkelerin en fazla tartışmaya açıldığı bir sisteme kapı aralayan, milyonların açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşadığı bir düzende 'eldeki bu' dedirten AKP ve MHP'ye de asla oy vermeyeceğim! Liderlik vasıflarını en başından bu yana çok fazla eleştirdiğim Kemal Kılıçdaroğlu ya da Özgür Özel'in başında olduğu bir CHP'ye de oy vermeyeceğim! AKP'den kopan ve kimilerinin "minik AKP'ler" diye nitelediği DEVA ya da Gelecek Partisi'ne de oy vermeyeceğim! Meral Akşener'in yaptığı finalin de etkisi var illa ki ama, İYİ Parti'ye de oy vermeyeceğim! Yeniden Refah Partisi ve Saadet Partisi ise temelde savundukları 'şeriati' sistem temelinde oy verebileceğim partiler arasında zaten değiller!
Geçmişte; HDP'ye, AKP'nin ilk dönemine ve CHP'ye bir kaç defa oy vermiş biri olarak, elde sadece TİP kaldı gibi.
Tamam da, Türkiye siyasetinden geriye ne kaldı?
Sanırım asıl soru da sorun da bu...