İmamlar Ve Rahipler... Bu Konu Da Nereden çıktı?
:) Gülümsedim! Çünkü bu soruyu bir çoğunuz soruyor, hatta "ne alaka" diyor ve anlamaya çalışıyor. Ülkede konu kalmamış gibi! Yok, ülkede o kadar çok konu var ki, yazılmak için sırasını bekleyen... Bence, bu da onlardan biri ve artık sorma zamanı.
Siyasal / Uluslararası İlişkiler mezunu biri olarak, okula ara verip İngiltere'ye eğitim için gittiğim zamanları hatırlıyorum da...
Gidenler bilir! Bir İngiliz ailenin yanında kalır, gündelik hayatlarına katılır, ara ara onların davetlerine de eşlik edersiniz. Kimi zaman pikniğe gidersiniz, beraber spor yaparsınız, alışveriş için süpermarketin yolunu tutar, hatta merakınızı gidermek için onların pazar kilise buluşmalarına katılırsınız.
Şu an bunu söylediğim için birileri yüzünü ekşitiyor, eminim de...
Bir Hristiyan, camiyi ziyaret edip, merakla etrafına baktığı zaman hoşumuza gidiyor da, niye bizler de Havra ya da Kilise'ye girip aynı meraklı gözlerle etrafımıza bakmayalım!?
Haklısınız, boş bir tartışma içine girmeden, devam edelim!
Yanlarında kaldığım ingiliz ailenin yaşadığı mahallenin kilise rahibi, her pazar ayininden sonra kapıda dikilir, çıkan her aileyi tek tek selamlardı ve ben bu durumu her gördüğümde, bizdeki cami imamlarını düşündüm ister istemez. Namaz kıldıran ve ardından "Allah kabul etsin" denilerek vedalaşılan, o ibadetle sınırlı anları en çok da! Kilisede ise rahip; “Anneanneniz nasıl, hastaneden haber var mı?”, “Çocuğun okul sınavları iyi gitti mi?”, “İş yerindeki sıkıntı devam ediyor mu?” gibi sorular sorardı, cemaati o pazar ayininden sonra uğurlarken, ki bunu yaparken de sık sık dış kapıya kadar da çıkardı.
Durum öyle ki, neredeyse herkesin adını, derdini, sevincini bilirdi.
Sadece bununla da değil, eldeki!
Bir çok kilise, bugün, kış / yaz fark etmiyor, aşevi ve yatakhane olarak da hizmet veriyor.
Ne yalan söyleyeyim, Türkiye’ye dönünce aynı sahneyi, kafamda, camiler ve imamları için de canlandırdım bir çok kez. Yok, durum aynı değil! Bizdeki hiç değil! Bu sadece büyük şehirlerde 'kim kimi tanıyor ki' hali de değil. Çocukluğumda, anneannemlere gittiğimiz Bitlis / Adilcevaz zamanlarını hatırlıyorum da... Küçük bir yer, küçük yerin küçük bir camisi ve imamı... Orada da yoktu, bugün konuştuğumuz, hatta eleştirdiğimiz şey.
Mesela, pazar ayininin kilise hallerini, Türkiye'de, Cuma namazından sonra dağılan cemaati uğurlayan imamlarda da görebilsek, güzel olmaz mıydı? Cami imamları, gelen cemaatle daha iç içe olsa hatta! Gelenleri bir şekilde hatırlasa, tanısa ya da sadece sorsa...
Galiba konu,
...kilisedeki rahip, bulunduğu mahallenin de bir parçası, ama bizdeki imamlar, sadece 'memur' ve görevleri neyse onu yapıyorlar, fazlasını değil!
Görevi; beş vakit namazı kıldırmak, hutbe okumak, gerektiğinde nikâh kıymak, ama cemaati tanımak, sormak, kucaklamak onun resmi görevi değil, ki bu da zaten görevinin 'ekstrası' oluyor ve o ekstra haline de denk gelen var mı aramızda, ondan da emin değilim açıkçası.
Yanlış anlamayın, bugünün sosyal medyasında popüler olan imamlardan bahsetmiyorum!
Yine de düşünmeden edemiyorum....
Bugün, Osmanlı Padişahlarının fotoğraflarını makam koltuklarının arkasına asanlara bakıyorum da... Keşke, en azından camilerdeki hizmeti de Osmanlı zamanı gibi yapmış olsanız da, o Padişah fotoğrafları sadece fotoğraf olarak kalmasaymış!
Osmanlı zamanında, camilerin aşevleri varmış, ihtiyaç sahipleri için, hatta yatakhaneleri de, yolda kalanlar için! Diyanet İşleri Başkanlığı'nın devasa bütçesiyle bunlar yapılamıyor mu, merak ediyorum!
Belki de durum, bizdeki Diyanet'in devlettten aldığı paralarla ayakta kalma hali, ama kiliselerin, topluma verdiği bu hizmetler ve o hizmetlere karşılık gelen bağışlarla hayata tutunma şekli.
Bence, bunu ara ara yapan istisnai örneklere ihtiyaç var!
Tıpkı,
...alışılagelmiş güvenlikçi-bürokratik yaklaşımdan koparak esnafla çay içen, gençlerle futbol oynayan, vatandaşın derdine bizzat eğilen ve “devlet, millet içindir” anlayışıyla hareket eden, bu yüzden de Diyarbakır gibi hassas bir noktada bile kentin 'Gaffar Babası' olmayı başaran, dönemin Emniyet Müdürü Gaffar Okan gibi. Ya da, dönemin Valisi Recep Yazıcıoğlu! O da çok farklıydı. Diğer Valilerin aksine, bürokratik mesafeyi kaldırıp, halkla iç içe yaşadı. Köy köy, dükkan dükkan dolaşıp, vatandaşın derdini yerinde dinledi, sorunları çözdü ve “halkın valisi / efsane vali” olarak da hafızalara kazındı.
Belki de örnek imamlara da ihtiyaç var.
Sadece namaz kıldırmayan, ama cemaatini de tanıyan, soran, sorgulayan, onları ve hayatlarını takip eden!
Düşünün...
Diyanet de düşünsün, imamlar da!