Gülistan Doku Cinayeti! BELİREN YÜZLER...
Her sene bizlerin üzerine en fazla konuştuğu şeylerden biri; kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, her 8 Mart'ta yürüyen kadınların gözaltına alınma anları, atılan sloganlar, hak / hukuk / adalet denende biriken derin karanlık ve çok daha fazlası...
5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli / Dersim'de kaybolan Gülistan Doku, o karanlığa itilen kadınlardan biriydi.
Öldürüldü!
21 yaşındaydı...
Üniversite öğrencisiydi...
Hayalleri vardı, bir gelecek umudu...
6 sene boyunca ailesi de onu sevenler de kadın örgütleri de asla vazgeçmedi ve bugün gelinen noktada, soruşturma artık “kasten öldürme” ve “suç delillerini karartma” suçlamalarıyla devam ediyor.
Soruşturma dosyasına giren isimler arasında güçlü makamlarda oturanlar da var, kurumsal bağlantılar da, o karanlığın içinde saklanmış resmi yüzler de… Sizi bilmem ama, tam da bu noktada var olan karanlığı şekillendirmeye çalışan o resmi kurumsal kimlik, bence herkesi korkutmalı!
Abla Aygül Doku ve aile, yıllardır “Gülistan nerede?” diye haykırdı, kadın örgütleri de davayı yakından takip etti etti ama, 2020’de “kayıp genç kız” dosyası olarak başlayan ve 2026’da organize bir cinayete evrilen olayın böylesi karanlık bağlantılarla final yapacağını sanırım hiç kimse tahmin bile edemedi.
Cesedi hala bulunamayan Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de Munzur’un sularına karışan izi altı yıldır farklı farklı yollar çizse de herkes için, bugün o yolların birleştiği yerde toplananlar, KAYIP etiketiyle SUSTURULMUŞ bir hayata ekledikleri mücadeleleriyle bizlere çok şey söylüyor bence.
Gülistan Doku'nun ruhu, altı yılın ardından, itildiği karanlığın içinden alınmak üzere...
Bunu başaranlar mı?
Açığa çıkan gerçekler, gizli tanıklar, yeni deliller ve cesur bir Savcı!
Bence, bu ülkenin, bu ülkenin yorgun düşmüş adaletinin, Gülistan Doku cinayetinin peşini bırakmayan Savcı gibi isimlere çok ihtiyacı var. 6 Şubat 2023 depremlerinin enkazını, ölümünü, kayıplarını, yalnızlığını yaşamış bir kentten, Hatay'ın Antakya'sından sağ çıkmış biri olarak, o ihtiyacın ne büyük bir açlık olduğunu en iyi bilenlerden biriyim.
Depremin ardından, yaşanan yıkımda sorumluluğu olabilecek kamu görevlilerinin soruşturulması talebini Hatay Valiliği'ne ileten dönemin Hatay Cumhuriyet Başsavcısı'nı buradan anmadan geçmek olmaz o yüzden.
O da iyi ki var.
Talebi, aylar boyunca Hatay Valiliği tarafından ne işleme kondu ne de gündeme taşındı ama, ADALET deneni ülke kamuoyuna taşımak da önemliydi.
Hukuk içindi o cesaret. Depremde hayatını kaybeden binlere olan borçtu. Geride kalanların acısını omuzlamaktı. İnsan olmanın gereğiydi. SUÇLU deneni bulmak isteyen bir hukukçu adına yapılması gerekendi.
Bir gün, Hatay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından atılan bu cesur adımın hedeflediği adaleti geciktirenlerin de soruşturulacağına inanan bir depremzede gazeteciyim ben!
Biraz da bundan,
...Gülistan Doku'nun ablası Aygül Doku'nun, "Bir başsavcıdan önce, ben bir kız çocuğu annesiyim, Gülistan benim de kızım. Ben, bu yola başımı koyarım. Gülistan’a ne olduğunu bulacağım” diyen Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu’ya olan teşekkürünü en iyi bizler anlarız.
Keşke,
Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, vicdanlarda da tecelli etse. Adalet, ekranlardan alt yazı şeklinde geçen o “son gelişme” diye kalmasa. Her Gülistan için, her öldürülen, kaybolan, şiddet gören kadın için, gerçek bir hesaplaşma olsa.
Haklısınız, olacak!
Atılan her cesur adım, bu ülkede yükselen her çığlığa kulak verdiğinde, o hesaplaşmalar tek tek yaşanacak!