Çok, Ama çok Yoruldum Ben...Kendime Acımaktan Yoruldum!
Çok, ama çok yoruldum ben...
Kendime acımaktan yoruldum!
Deprem bölgesinden bana gelen bir mesajın içinde geçiyor bu cümle.
Bir de şu var, o mesajda;
"Sularımızın aktığı zamanlarda aldığım duşun, beni tüm acılarımdan arındırması için dua ediyorum. Yitip giden sevdiklerimi düşünmeden duramayan zihnimi temizlemesi için de! Enkazın altında kaldığım o bir günün bedenimde bıraktığı izlerin kapanması için de! Her gün uykusundan kabuslarla uyanan çocuğumun travmalarının bitmesi için de! Hayatlarımızı içine sıkıştırmaya çalıştığımız konteynerin bir gün kahkahalarla dolması için de! Borç harç içindeki yorgunluğumuzun bir gün düze çıkması için de!
Keşke,
...şu hep yazdığınız eşya yardımı olsaymış. Yeniden başlamak ne de kolay olurmuş. Basit de olsa bir salon takımı verselerdi keşke, belki bir yemek masası, bir iki yatak, olursa da beyaz eşya... Çok şey mi istedim? Sahi, ne vardı o eşya sözünün içinde? Yapsalardı o yardımı, ne vereceklerdi?
Niye vermediler?
Hatırlıyorum, o ilk zamanların şokunu atlatanların, her şeyi göze alıp, o yarı yıkık binalara girip bir iki eşya almaya çalışmasını! Bir bacağı kırık sehpasını, kumaşı paramparça olmuş koltuk takımlarını, kapısı ezilmiş buzdolabını...
İnsanlaın, ölümü bile isteye göze alıp, nasıl ayakta kalabildiği hala anlaşılamayan apartmanların merdivenlerinden indirdikleri eşyalarının tozunu almaya çalıştığı anlar, bugün gibi gözlerimin önünde. Tozunu aldığı, biz gibi yara bere içindeki eşyalarını temizlerken akıttığı gözyaşı da!
O anlara şahit olmak nasıl bir histir, bilir misiniz?
O tozu almadıysanız, bilemezsiniz!
Ben unutmadım da, bize o eşya sözünü verenler nasıl unuttu? Onlar ağlarken ben de ağladım, dayanamadım! Onlar nasıl dayandı? Verdikleri sözü unutmak, nasıl bu kadar kolay oldu? Onlar için bu kadar kolay unutulabilecek bir sözün, yüz binlerce depremzedeyi aynı kolaylıkla ayağa kaldırabileceği nasıl oldu da gözardı edilebildi?
Keşke, onların verdiği o sözü kulak arkası edebileceğim, tutmadıkları o sözü umursamayacağım bir maddi gücüm olsaydı. Satabileceğim bir arsa, babadan kalmış bir miras, bana yardım edebilecek zengin akrabalar! Yok, hiç biri yok! O söz vardı, ama o da yok!
Bilmiyorum...
Ne yapacağımı bilmiyorum...
Galiba, tek bir şey biliyorum;
Çok, ama çok yoruldum ben...
En çok da kendime acımaktan yoruldum!"
Bana gelen mesaj bu!
Ben mi?
Ben de yorgunum, bir 6 Şubat insanı olarak.
Olan biteni izlerken ağlayan biri olarak.
O verilen sözün arkasında durmayan, unutuveren, hatırlamaya bile gerek duymayan, buna dair tek bir sebep bile göstermeyen, açıklama yapmayan, ama hala gözlerimizin içine bakabilen, dönemin Bakanı ve iki Milletvekilini çıktıkları ekranlarda izleyen biri olarak en çok da! Yorgunum, ben ve on binlercesi bunu yaşarken, siyasetin Ankara'sının bol sıfırlı zenginleşme hikayelerini okuyan da biri olarak. Yorgunum, konteynerinde 23 bin TL emekli maaşıyla yeni bir yarın inşa etmeye çalışanların yanı başında, kendi milyarlarca liralık kazançlarını saymaktan yorulanları içindeki öfkeyle izleyen biri olarak biraz da.
Haklısınız,
...sıkıldık, bu yoksul, bu aç yorgunluktan!
Çok sıkıldık, gözlerimizin içine bakan o tok rahatlıktan!