BARIŞ'ı Isteyenler... Niye Bu Kadar öfkeli?
1 Ekim 2024'te, TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında DEM Parti Milletvekilleriyle tokalaşan, 15 Ekim 2024'teki grup toplantısında Abdullah Öcalan’a seslenerek "terörün bittiğini ve örgütün tasfiye edileceğini" tek taraflı ilan etmesini isteyen, 22 Ekim 2024'te “Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa, gelsin, TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın" diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin bizi şaşırtmaya başladığı anlardan geldiğimiz bugünler, PKK’nın silah bırakması ve fesih süreci adına oldukça öfkeli bir dönemi de işaret ediyor.
"Silahların susacağı, terörün biteceği ve barışın tesis edileceği" bir dönemi konuşuyorsak eğer,
...herkes neden bu kadar öfkeli?
Hatta en son, deneyimli gazeteci Cüneyt Özdemir'i okudum, sosyal medyada, süreci eleştiren gazetecileri, "Bu ülkenin entel danteli Güneydoğu’yu bilmiyor, 90’ları bilmiyor, faili meçhulleri bilmiyor" diyen haliyle, ki o da oldukça öfkeli!
Ona göre, süreci eleştirenler, "Erdoğan yapıyorsa kötü yapıyor" noktasında birikiyor!
Tamam da, konumuz bu mu?
"Erdoğan yapıyorsa kötü yapıyor" mu, tek dert?
Tabi ki değil!
O zaman;
...Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”, ardından Mayıs 2025'te PKK'nın kongre toplayıp fesih ve silah bırakma kararı aldığını duyurması, 11 Temmuz 2025'te 30 kişilik bir PKK'lı grubun Kuzey Irak’ta (Süleymaniye/Dukan) silahlarını yakarak imha (!) etmesi, finalde de, TBMM bünyesinde kurulan bir Komisyon tarafından 2026 Ağustos’ta kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” gibi adımlarla ilerletilen o BARIŞ noktasında çok net bir soru sorayım!
40 senelik terörün Gazileri ve Şehit Aileleri ne hissediyor?
40 senelik terörün Gazileri ve Şehit Aileleri ne istiyor?
Haklısınız, bu, çok genel bir soru oldu!
Ankara’da bir süredir eylem yapan er gazileri ve er şehit yakınlarını konuşalım... Temel olarak, “rütbe ayrımı gözetilmeksizin eşit özlük hakları” (emsal özlük hakları) isteyen er gazileri ve er şehit yakınlarını konuşalım... 13 Temmuz 2026’dan bu yana (Güvenpark’ta başlayan, polis müdahaleleri sonrası Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı önü, Kurtuluş Parkı gibi yerlere taşınan) devam eden oturma eyleminde, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 21. Maddesi'nin değiştirilerek rütbe farkının kaldırılmasını isteyen er gazileri ve er şehit yakınlarını konuşalım...
Kaç gün oldu, “Şehitliğin rütbesi olmaz" diyen er gazilerin ve er şehit yakınlarının eylemlerine?
40 günü geçti mi?
Peki, sonuç?
Taleplerinde gelinen sonuç?
Konu, biraz da bu!
BARIŞ'ın dilini ÖFKELİ hale getiren ve toplumsal kesimleri de o BARIŞ'ı omuzlamaktan alıkoyan en net fotoğraf karelerinden biri de bu.
Anlayacağınız; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 21. maddesinin değiştirilerek rütbe farkının kaldırılmasını isteyen, ücretsiz/eksiksiz tedavi, protez (kol, bacak, göz vb.) desteği talep eden, rütbeli gazilerin yararlandığı imkanların kendilerine de tanınması beklentisinde olan, ayrıca kira yardımı, istihdam (özellikle çocuklara kamu işi), askerî tesislerden (orduevi vb.) yararlanma, OYAK avantajları, ÖTV muafiyeti gibi hakların eşitlenmesi şeklinde bir talepler listesi de sunan er gazileri ve er şehit yakınlarını şu ana kadar çözümsüz bir noktada tutan siyasetin bugün çokça eleştirilen tavrı sürdükçe, BARIŞ dilinin öfkesi dinmeyecek, yol haritası da kolaylaşmayacak.
Özellikle de son dönemde, Mersin, Mardin ve benzeri yerlerde “Biji Serok Apo” (Yaşasın Önder Apo) sloganlarıyla kutlamalar, yürüyüşler, toplantılar yapılmasını izlerken!
Günün özetinde konu şu ki,
...BARIŞ olacaksa eğer, her iki tarafa da KUTLANACAK nedenler vermekde fayda var, ki bu sözüm, hem AKP hem MHP kanadına, tabi sürece destek veren tüm siyasi taraflara da. Çünkü dünyanın bir çok yerinde omuzlanan benzer barış süreçleri (İrlanda, Kolombiya örnekleri), iki tarafın da “zafer dili”ni ve provokasyonu bırakmasını gerektirdi. Bir taraf BARIŞ için masaya otururken, diğer taraf eski lider kültürünü ve eylemsellik arşivini coşkuyla ve gururla yaşatıyorsa, o dil, barışa değil, “biz kazandık” iddiasına kayıyor, ki bu da bugün konuştuğumuz o öfkeyi fazlasıyla normalleştiriyor ve süreci de hiç olmadığı kadar kırılgan hale getiriyor.
Düşünün...
İyi düşünün...