Hatay’da tam 42 yıl boyunca mesleğine ve meslek örgütüne adanmış bir ömrün ardından, Hatay Dişhekimleri Odası Başkanı Dt. Nebil Seyfettin,görevini devretti.



Basın mensuplarıyla iftar programında bir araya gelen Seyfettin’in veda konuşması, salonda bulunan herkesi derinden etkileyen, zaman zaman duygulandıran anlara sahne oldu.
Seyfettin, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
"Değerli basın mensupları, kıymetli Hatay halkı, sevgili meslektaşlarım, değerli yol arkadaşlarım,
Bugün burada, yalnızca bir görevi devreden biri olarak değil; hayatının önemli bir bölümünü bu kente, bu mesleğe ve bu meslek örgütüne adamış bir hekim olarak konuşuyorum.
İnsanın hayatında bazı sorumluluklar vardır; başlar ve biter. Ama bazıları zamanla insanın yalnızca görevi değil, hayatının bir parçası olur. Hatay Dişhekimleri Odası Başkanlığı benim için hep böyle oldu. Bu görev, hiçbir zaman sadece bir makam ya da unvan olmadı. Sorumluluğu vardı, yükü vardı, vicdani tarafı vardı. Kimi zaman mücadele ettik, kimi zaman omuz verdik, kimi zaman da sessizce ama direnerek ayakta kalmaya çalıştık.
Yıllar boyunca bu çatı altında yalnızca bir meslek örgütünü temsil etmedim; aynı zamanda mesleğimizin saygınlığını, hekimliğin onurunu ve toplum sağlığının ayrılmaz bir parçası olan ağız ve diş sağlığını savunmaya çalıştım. Çünkü ben hekimliği hiçbir zaman yalnızca teknik bir iş olarak görmedim. Biz bazen bir çocuğun korkusunu yatıştırırız, bazen bir yaşlının dinmeyen ağrısını hafifletiriz, bazen de zor duruma düşmüş bir insanın hayatına küçük ama gerçek bir dokunuşta bulunuruz. Hekimlik, insanın insana değdiği en sahici alanlardan biridir.
Bu yolculukta güzel günler de yaşadık, zor günler de. Fakat hepimizin hayatında derin bir iz bırakan en büyük kırılma, hiç kuşkusuz 6 Şubat depremleri oldu.
O gün sadece binalar yıkılmadı. Hayatlar dağıldı, anılar parçalandı, emekler yarım kaldı. Hepimiz bir yerden eksildik. Kimi evini kaybetti, kimi işyerini, kimi sevdiklerini. Kimi de içindeki huzuru…
Böyle zamanlarda insan, neye bağlı olduğunu ve kim olduğunu daha iyi anlıyor. Ben de o günlerde bir şeyi çok net hissettim: Hatay’ı bırakıp gitmek bana ve Aileme yakışmazdı. Çünkü bu şehir benim için yalnızca çalıştığım yer değildi. Hafızamdı. Geçmişimdi. Emeğimdi. Hayatımdı. Depremden sonra burada kalmak, enkazın ve yasın ortasında hizmet üretmeye çalışmak, meslektaşlarımla birlikte omuz omuza durmak benim için bir tercih değil, bir sorumluluktu. Hatta daha açık söyleyeyim; bir insanlık borcuydu.
Mobil ünitelerde, konteynerlerde, eksiklerin, yorgunluğun ve tarifsiz acının içinde çalışırken bir kez daha gördüm ki bu ülkenin en büyük gücü dayanışmadır. Türkiye’nin dört bir yanından gelen gönüllü diş hekimleri, kurumlarımız, meslektaşlarımız ve çalışanlarımızla birlikte elimizden geleni yapmaya çalıştık. Her yarayı sarabildik diyemem. Ama kimseyi sahipsiz bırakmamaya gayret ettik. Ben, bu çabanın içinde yer almış olmaktan her zaman onur duydum.
Bugün geriye dönüp baktığımda zihnimde yalnızca toplantılar, yazışmalar, kararlar ya da görev başlıkları yok. İnsanlar var. Birlikte yol yürüdüğümüz meslektaşlarım var. Aynı masa etrafında konuştuğumuz, tartıştığımız, bazen dertleştiğimiz, bazen çözüm aradığımız arkadaşlarım var. En çok da zor zamanlarda gösterilen o sessiz ama güçlü dayanışma var.
Bugünlerde bana sık sık şu soru soruluyor: “Bu kadar yılın ardından ne hissediyorsun?”
Bunu tek cümleyle söylemek kolay değil. Ama en doğru ifade şu olur sanırım: İçimde hüzün de var, şükran da. Çünkü insan, ömründen yıllar verdiği bir yerden ayrılırken yalnızca görevini bırakmaz. Alışkanlıklarını, emeğini, sesini, hafızasını da orada bırakır. Hatta bazen kalbinin bir parçasını da…
Bu görevi yürütürken ailemden, özel hayatımdan, kendimden eksilttiğim zamanlar oldu. Yorulduğum günler de oldu, kırıldığım anlar da. Bazen çok ağır sorumluluklar taşıdık, bazen hak etmediğimiz üzüntüler yaşadık. Ama bütün bunların üzerinde kalan duygu, yine de hizmet etmiş olmanın iç huzurudur. Bugün içim rahatsa, bunun sebebi elimden geleni yapmış olduğuma inanmamdır.
Bu vesileyle, en başta meslektaşlarıma teşekkür etmek istiyorum. Güvendikleri, destek oldukları, gerektiğinde eleştirdikleri, gerektiğinde yanımda durdukları için… Birlikte görev yaptığım ve bana ONURSAL BAŞKAN ünvanını layık gören yönetim kurulu üyelerine, oda çalışanlarımıza, Türk BASIN BÜLTENİ
Değerli basın mensupları, kıymetli Hatay halkı, sevgili meslektaşlarım, değerli yol arkadaşlarım,
Bugün burada, yalnızca bir görevi devreden biri olarak değil; hayatının önemli bir bölümünü bu kente, bu mesleğe ve bu meslek örgütüne adamış bir hekim olarak konuşuyorum.
İnsanın hayatında bazı sorumluluklar vardır; başlar ve biter. Ama bazıları zamanla insanın yalnızca görevi değil, hayatının bir parçası olur. Hatay Dişhekimleri Odası Başkanlığı benim için hep böyle oldu. Bu görev, hiçbir zaman sadece bir makam ya da unvan olmadı. Sorumluluğu vardı, yükü vardı, vicdani tarafı vardı. Kimi zaman mücadele ettik, kimi zaman omuz verdik, kimi zaman da sessizce ama direnerek ayakta kalmaya çalıştık.
Yıllar boyunca bu çatı altında yalnızca bir meslek örgütünü temsil etmedim; aynı zamanda mesleğimizin saygınlığını, hekimliğin onurunu ve toplum sağlığının ayrılmaz bir parçası olan ağız ve diş sağlığını savunmaya çalıştım. Çünkü ben hekimliği hiçbir zaman yalnızca teknik bir iş olarak görmedim. Biz bazen bir çocuğun korkusunu yatıştırırız, bazen bir yaşlının dinmeyen ağrısını hafifletiriz, bazen de zor duruma düşmüş bir insanın hayatına küçük ama gerçek bir dokunuşta bulunuruz. Hekimlik, insanın insana değdiği en sahici alanlardan biridir.
Bu yolculukta güzel günler de yaşadık, zor günler de. Fakat hepimizin hayatında derin bir iz bırakan en büyük kırılma, hiç kuşkusuz 6 Şubat depremleri oldu.
O gün sadece binalar yıkılmadı. Hayatlar dağıldı, anılar parçalandı, emekler yarım kaldı. Hepimiz bir yerden eksildik. Kimi evini kaybetti, kimi işyerini, kimi sevdiklerini. Kimi de içindeki huzuru…
Böyle zamanlarda insan, neye bağlı olduğunu ve kim olduğunu daha iyi anlıyor. Ben de o günlerde bir şeyi çok net hissettim: Hatay’ı bırakıp gitmek bana ve Aileme yakışmazdı. Çünkü bu şehir benim için yalnızca çalıştığım yer değildi. Hafızamdı. Geçmişimdi. Emeğimdi. Hayatımdı. Depremden sonra burada kalmak, enkazın ve yasın ortasında hizmet üretmeye çalışmak, meslektaşlarımla birlikte omuz omuza durmak benim için bir tercih değil, bir sorumluluktu. Hatta daha açık söyleyeyim; bir insanlık borcuydu.
Mobil ünitelerde, konteynerlerde, eksiklerin, yorgunluğun ve tarifsiz acının içinde çalışırken bir kez daha gördüm ki bu ülkenin en büyük gücü dayanışmadır. Türkiye’nin dört bir yanından gelen gönüllü diş hekimleri, kurumlarımız, meslektaşlarımız ve çalışanlarımızla birlikte elimizden geleni yapmaya çalıştık. Her yarayı sarabildik diyemem. Ama kimseyi sahipsiz bırakmamaya gayret ettik. Ben, bu çabanın içinde yer almış olmaktan her zaman onur duydum.
Bugün geriye dönüp baktığımda zihnimde yalnızca toplantılar, yazışmalar, kararlar ya da görev başlıkları yok. İnsanlar var. Birlikte yol yürüdüğümüz meslektaşlarım var. Aynı masa etrafında konuştuğumuz, tartıştığımız, bazen dertleştiğimiz, bazen çözüm aradığımız arkadaşlarım var. En çok da zor zamanlarda gösterilen o sessiz ama güçlü dayanışma var.
Bugünlerde bana sık sık şu soru soruluyor: “Bu kadar yılın ardından ne hissediyorsun?”
Bunu tek cümleyle söylemek kolay değil. Ama en doğru ifade şu olur sanırım: İçimde hüzün de var, şükran da. Çünkü insan, ömründen yıllar verdiği bir yerden ayrılırken yalnızca görevini bırakmaz. Alışkanlıklarını, emeğini, sesini, hafızasını da orada bırakır. Hatta bazen kalbinin bir parçasını da…
Bu görevi yürütürken ailemden, özel hayatımdan, kendimden eksilttiğim zamanlar oldu. Yorulduğum günler de oldu, kırıldığım anlar da. Bazen çok ağır sorumluluklar taşıdık, bazen hak etmediğimiz üzüntüler yaşadık. Ama bütün bunların üzerinde kalan duygu, yine de hizmet etmiş olmanın iç huzurudur. Bugün içim rahatsa, bunun sebebi elimden geleni yapmış olduğuma inanmamdır.
Bu vesileyle, en başta meslektaşlarıma teşekkür etmek istiyorum. Güvendikleri, destek oldukları, gerektiğinde eleştirdikleri, gerektiğinde yanımda durdukları için… Birlikte görev yaptığım ve bana ONURSAL BAŞKAN ünvanını layık gören yönetim kurulu üyelerine, oda çalışanlarımıza, Türk Dişhekimleri Birliği’ndeki yol arkadaşlarıma, deprem günlerinde hiçbir karşılık beklemeden Hatay’a gelen gönüllü hekimlere, iş birliği yaptığımız kurumlara,Kurucusu ve bileşeni olduğumuz HAMOK Başkanlarıma,Beni Yılın Akademik Meslek odası seçme nezaketinde bulunan Medya Kuruluşlarına, sesimizi duyuran basın mensuplarına ve her şeye rağmen umudunu diri tutan Hatay halkına yürekten teşekkür ediyorum.
Şunu biliyorum: Hiçbir görev sonsuza kadar sürmez. Ama bazı bağlar, görev sona erse de bitmez. Benim Hatay’la bağım böyledir. Mesleğimle bağım böyledir. Meslek örgütümle bağım da böyledir.
Bu nedenle bugün kurduğum veda cümlesi, bir kopuş cümlesi değildir. Bu, sadece bir dönemin tamamlanmasıdır. Bundan sonra da ihtiyaç olduğunda, bir söz söylemem gerekirse, bir tecrübeyi paylaşmam istenirse, bir kapıyı çalmam icap ederse, dün nerede durduysam yarın da orada dururum. Çünkü insan, gerçekten aidiyet duyduğu yerlere sırt çeviremez.
Buradan çok değerli meslektaşlarımada seslenmek isterim,
Bir odayı ayakta tutan şey yalnızca seçimler, yönetimler ya da unvanlar değildir. Asıl taşıyıcı olan; emektir, vefadır, dayanışmadır, birbirine sahip çıkma duygusudur. Dilerim bizden sonra gelenler de bu birikimi çoğaltarak taşır. Dilerim odamız, yalnızca mesleki sorunlara çözüm arayan bir kurum olarak değil; halkla bağ kuran, kentin derdiyle dertlenen, vicdanını diri tutan bir yapı olarak yoluna devam eder.
“Biz bu şehirde sadece Dişleri değil,Umududa onarmaya çalıştık.Şehir belki yeniden inşa edilecek ama bizim kurduğumuz bu DAYANIŞAMA KÖPRÜSÜ hep ayakta kalacak”
Hatay’a gelince…
Bu şehir çok acı yaşadı. Çok şey kaybetti. Ama yine de ayağa kalkmayı bildi. Yaralıydı ama vakurdu. Yorgundu ama dirençliydi. Ben bu şehrin evladı olmaktan da bu şehirde hekimlik yapmaktan da gücüm yettiğince bu şehre hizmet etmekten de her zaman onur duydum.
Bugün buradan ayrılırken içimde tek bir istek var: Geriye kırgınlık değil, emek kalsın. Gürültü değil, iz kalsın. Unvanlar değil, samimiyet kalsın.
Eğer bunca yılın sonunda ardımda temiz bir hatıra, dürüstçe verilmiş bir emek ve iyi niyetle yürütülmüş bir mücadele bırakabiliyorsam, benim için en büyük karşılık budur.
Hepinize teşekkür ediyorum.
Ve tabiki en büyük Teşekkürüm ,benim en zor ve yorgun zamanlarımda sessizce yanımda duran,bu yoğun tempoda benden çok fedakarlık eden.gölgem ve sığınağım olan ,Halkına yıllarca Şifa dağıtmaya çalışan altın kalpli Eczacı eşim Cumanaya ve Can yoldaşlarım olan Evlatlarım İmat ve Seline olacak…
Sağ olun, var olun.
Hatay’ın da mesleğimizin de yolu açık olsun.
Dt. Nebil Seyfettin
Hatay Dişhekimleri Odası Başkanıe nezaketinde bulunan Medya Kuruluşlarına, sesimizi duyuran basın mensuplarına ve her şeye rağmen umudunu diri tutan Hatay halkına yürekten teşekkür ediyorum.
Şunu biliyorum: Hiçbir görev sonsuza kadar sürmez. Ama bazı bağlar, görev sona erse de bitmez. Benim Hatay’la bağım böyledir. Mesleğimle bağım böyledir. Meslek örgütümle bağım da böyledir.
Bu nedenle bugün kurduğum veda cümlesi, bir kopuş cümlesi değildir. Bu, sadece bir dönemin tamamlanmasıdır. Bundan sonra da ihtiyaç olduğunda, bir söz söylemem gerekirse, bir tecrübeyi paylaşmam istenirse, bir kapıyı çalmam icap ederse, dün nerede durduysam yarın da orada dururum. Çünkü insan, gerçekten aidiyet duyduğu yerlere sırt çeviremez.
Buradan çok değerli meslektaşlarımada seslenmek isterim,
Bir odayı ayakta tutan şey yalnızca seçimler, yönetimler ya da unvanlar değildir. Asıl taşıyıcı olan; emektir, vefadır, dayanışmadır, birbirine sahip çıkma duygusudur. Dilerim bizden sonra gelenler de bu birikimi çoğaltarak taşır. Dilerim odamız, yalnızca mesleki sorunlara çözüm arayan bir kurum olarak değil; halkla bağ kuran, kentin derdiyle dertlenen, vicdanını diri tutan bir yapı olarak yoluna devam eder.
“Biz bu şehirde sadece Dişleri değil,Umududa onarmaya çalıştık.Şehir belki yeniden inşa edilecek ama bizim kurduğumuz bu DAYANIŞAMA KÖPRÜSÜ hep ayakta kalacak”
Hatay’a gelince…
Bu şehir çok acı yaşadı. Çok şey kaybetti. Ama yine de ayağa kalkmayı bildi. Yaralıydı ama vakurdu. Yorgundu ama dirençliydi. Ben bu şehrin evladı olmaktan da bu şehirde hekimlik yapmaktan da gücüm yettiğince bu şehre hizmet etmekten de her zaman onur duydum.
Bugün buradan ayrılırken içimde tek bir istek var: Geriye kırgınlık değil, emek kalsın. Gürültü değil, iz kalsın. Unvanlar değil, samimiyet kalsın.
Eğer bunca yılın sonunda ardımda temiz bir hatıra, dürüstçe verilmiş bir emek ve iyi niyetle yürütülmüş bir mücadele bırakabiliyorsam, benim için en büyük karşılık budur.
Hepinize teşekkür ediyorum.
Ve tabiki en büyük Teşekkürüm ,benim en zor ve yorgun zamanlarımda sessizce yanımda duran,bu yoğun tempoda benden çok fedakarlık eden.gölgem ve sığınağım olan ,Halkına yıllarca Şifa dağıtmaya çalışan altın kalpli Eczacı eşim Cumana'ya ve Can yoldaşlarım olan Evlatlarım İmat ve Seline olacak…
Sağ olun, var olun.
Hatay’ın da mesleğimizin de yolu açık olsun."Dedi.